BÜLENT MUMCU’NUN REHBER NASİHATLERİ VE “GÖRDÜM” YAZISI
Hayat insana her gün yeni bir şey öğretir. Kimi zaman bir dostun sözüyle, kimi zaman bir düşmanın tavrıyla, kimi zaman da sessizce içine çöken bir yalnızlıkla insan kendini yeniden tanır. Ben hayatta çok şey gördüm. Çok konuşanın çoğu zaman boş konuştuğunu, susanın ise içinde büyük bir derinlik taşıdığını gördüm. İşini aşkla yapanın yorulsa bile tükenmediğini, sadece para için yapanın ise zamanla içten içe eksildiğini gördüm. Sabredenlerin en sonunda muradına erdiğini, acele edenlerin ise daha menzile varmadan dağıldığını gördüm. En büyük zenginliğin para değil; güven, itibar ve ardından iyi bir isim bırakmak olduğunu gördüm. Mütevazı olanın yükseldiğini, kibirli olanın ise her geçen gün biraz daha yalnızlaştığını gördüm.
Gördüm ki hayat, dışarıdan göründüğü kadar kolay değil. Lüks malikânelerde mutluluğu arayanları da gördüm, rutubet kokan bir çatının altında huzuru bulanları da. Gösterişli sofralarda kalbi eksik olanları da gördüm, bir bardak çayın başında gönlü zengin olanları da. Paranın içinde kaybolanları da gördüm, azla yetinip iç huzurunu koruyanları da. Ve bütün bunların sonunda anladım ki insanı ayakta tutan şey sahip oldukları değil, kalbinde taşıdığıdır.
Babamdan kalan bazı sözler vardır ki zaman geçse de kulağımdan hiç silinmez. Onlar sadece bir öğüt değil, aynı zamanda bir hayat pusulasıdır. “Yaptığın işin hakkını ver oğul; sonuna nokta koymadan bırakma cümleyi” derdi. Bu söz bana yarım bırakılan her işin, eksik yaşanan her sorumluluğun insanın kendi karakterinden eksilttiğini öğretti. “Kovadan taşan değil, kovada kalan senindir oğul” derdi. Bununla bana gösterişin değil, özün kıymetli olduğunu anlattı. “Helal kazanılan bir kuruş, haram kazanılan bin liradan büyüktür” sözüyle emeğin, alın terinin ve temiz kazancın büyüklüğünü öğretti. “İnsanlara yukarıdan bakma; çünkü her inişin bir çıkışı, her çıkışın bir inişi vardır” diyerek de kibirle yükselenin, bir gün kendi gururunun altında kalacağını anlattı.
Hayat yolunda bana ışık tutan bir başka kaynak da Şeyh Edebali’nin öğütleri oldu. “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” sözü, yalnızca yönetmek için değil; insan olmanın temelini anlamak için de büyük bir rehberdir. Çünkü insanı anlamadan ne hayat doğru yaşanır ne de kalıcı bir düzen kurulur. “Ey oğul, sabretmesini bil; vaktinden önce çiçek açmaz” sözü, zamanın hikmetini öğretir. Her şeyin bir vakti vardır. Erken açan çiçek nasıl ayaza yenilirse, vakti gelmeden istenen her şey de insana yük olur. “Öfken ve nefsin bir olup aklını mağlup eder. Bunun için daima sabırlı, sebatkâr ve iradene sahip olasın” nasihati, insanın en büyük savaşının dışarıyla değil kendi içinde olduğunu hatırlatır. “Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez” sözü ise kökünü unutanın yönünü de kaybedeceğini anlatır.
Bütün bu sözlerin, öğütlerin ve yaşanmışlıkların içinde zamanla kendi hayat felsefem de şekillendi. Şunu gördüm ki insanı açlık değil, alışmış olduğu tokluk öldürür. Zorluk insanı ayakta tutar, mücadele insanı diri kılar, fazlalık ise çoğu zaman insanın özünü gevşetir. İnsan ağaca benzer. Ne kadar yükseğe ve aydınlığa çıkmak isterse, o kadar kök salar yere, aşağılara, karanlığa ve derinliğe. Kökü olmayanın yükselişi uzun sürmez. O yüzden insan önce derinleşmeli, sonra büyümeli. İşini sadece para kazanmak için değil, insanların hayatına dokunmak için yapmalı. Çünkü para biter, gösteriş söner, alkış susar; ama bir insanın kalbine dokunan emek uzun yıllar yaşar. Hayatta omurgalı bir duruş sergilemek, doğrularından kolay kolay vazgeçmemek, insanın kendine karşı borcudur. Başarı sadece yükselmek değildir. Bazen başarı, düştüğünde bile karakterini bozmadan ayağa kalkabilmektir.
Ben gördüm, yaşadım ve anladım. Hayatın özü çok şeye sahip olmakta değil, hakiki olmaktadır. İnsan kalp gözüyle bakmayı öğrenmeli. Görünene aldanmadan, görünmeyeni fark etmeyi bilmeli. Acıya dayanmayı öğrenmeli. Çünkü insanı olgunlaştıran çoğu zaman sevinç değil, sınandığı anlardır. Sade yaşamın gücünü bilmeli. Çünkü huzur çoğu zaman gürültünün içinde değil, sadeliğin içinde saklıdır. Ve en önemlisi, haddini bilmeli. Haddini bilmek küçülmek değildir. Haddini bilmek, insanın ne olduğunu ve ne olmadığını tanımasıdır. Nerede duracağını, nerede konuşacağını, nerede susacağını bilmesidir. İnsan haddini bildiğinde kibirden uzak durur, öğrenmeye açık olur, daha çok dinler, daha doğru görür.
Sonunda insan şunu anlıyor: Güçlü olduğunda adil olmak gerekir, zayıf olduğunda ise sabırlı. Çünkü gerçek karakter, insanın rahat zamanda söyledikleriyle değil; zor zamanda gösterdiği duruşla ortaya çıkar. Hayat insana çok şey öğretir ama en büyük ders şudur: Kendini bilmeden dünyayı bilemezsin. Kalbini terbiye etmeden huzuru bulamazsın. Emeğe saygı duymadan bereketi tanıyamazsın. Ve haddini bilmeden, aslında hiçbir şeyi tam anlamıyla öğrenemezsin.
İşte bu yüzden bütün gördüklerimin, yaşadıklarımın ve anladıklarımın ardından içimde tek bir cümle daha da büyüdü:
Haddini bilirsen, her şeyi bilmeye başlarsın.